- film.com.tr
- Arşiv (2011)
- Source Code (film)
- Yapım Yılı
- 2011
- Gösterim Tarihi
- 8 Nisan 2011
- Süre
- 93dk
Oyuncular
-
Jake Gyllenhaal
- Colter Stevens
-
Michelle Monaghan
- Christina
-
Vera Farmiga
- Carol Goodwin
- Michael Arden
- Derek Frost
- Jeffrey Wright
- Russell Peters
- Max Denoff
- James A. Woods
- Cas Anvar
- Hazmi
- Yönetmen
- Duncan Jones
- Senarist
- Ben Ripley
- Müzik
- Clint Mansell
- Yapımcı
- Mark Gordon
- Görüntü Yönetmeni
- Don Burgess

Yaşam Şifresi
Source Code
Madalyalı bir asker olan Colter Stevens, bir sabah uyandığında bambaşka bir kimlikle uyanıri yalnız kimlikle de değil, bedenle! Kendisi olmayan bir adam haline gelmiş Stevens, Chicago'daki treni havaya uçurmuş teröristi bulmaya çalışan bir ekipte çalıştığını öğrenir. Şimdiye kadarki görevlendirmelerinden oldukça farklı olan bu işi araştırır. Stevens, bir süre sonra tüm bunların hükümetin "Source Code" isimli deneyiyle ilgili olduğunu keşfeder.




"Yaşam Şifresi"ni merak ettiğim söylenemez. Hatta bir kaç hafta öncesine kadar konusunu da tam bilmiyordum. Yani yönetmenin ilk işini beğendiysem de yeni filmini merak etmemiştim. Bunun nedeni çok fazla Hollywood kokuyor oluşuydu. Zaten filme gitmeye de son anda karar verdim. Jones'un kariyerini nasıl devam ettirdiğini, en önemlisi kendisine verilen büyük bir bütçeyle -ilk filmiyle kıyaslarsak ortada büyük bir bütçe var- neler yaptığını merak ettim birden. Girdim ve maalesef ki büyük bütçeli bir film çekmek ona yaramamış. Umarım bundan sonra çekeceği yeni filmi de hayal kırıklığına uğratmaz. Zira Yaşam Şifresi bana göre yılın en kötülerinden bir tanesi.
Aslında çok da olmasa parlak bir fikir var. Bir adam, trende uyanır. Hiçbir şey hatırlamamaktadır. Neler olduğunu anlamaya çalışırken bir şeyler patlar ve kendini bir kapsülde bulur. Ekrandaki kadın, metronun patladığını, metroyu patlatan kişinin de ikinci bir hedefi olduğunu, bu yüzden bombayı ve bombacıyı bulması gerektiğini söyler. Sonra onu tabiri caizse metroya ışınlar. Her 8 dakikada bir bomba patlamaktadır ve kahramanımız bombacıyı bir an evvel bulmalıdır. Arayışı sırasında karşısındaki kadına aşık olur vs vs vs. (Bir çeşit Geleceğe Dönüş'ün geçmişe dönüş versiyonu)
Ama klişelerle heba edilmiş bu fikir. Jones, "Hitchcockvari bir gerilim oluşturmaya çalıştım." demişti röportajlarında. Ama başardığını söylemek mümkün değil. Ortada bir gerilim bile yok. Hitch.vari gerilimi geçtim, keşke normal bir gerilim oluşturabilseydi. Öte yandan karakterler de havada kalmış, derinleştirilememişler. Hele hele filmin kötü adamının bombayı patlatmasının nedeni kopardı beni. Hitchcock'un sinemasında kötü adam, iyiden çok daha önemlidir. Çünkü Hitch.'e göre kötü adam ne kadar kaliteli ve sağlam olursa film de o ölçüde sağlam olur. Bu filmdeki kötü adama bakıp da filme başyapıt demek şuursuzca olur. Filmde her sekiz dakikada bir bomba patlamakta ve kahramanımız kapsüle dönmektedir. Yani Matrix'te, Dark City'de ve en son Inception'da olduğu gibi kahramanımız ortamlar arasında gidip geliyor. Matrix'te ve en son Inception'da bu teknik hiç sıkmamıştı. Hatta Cobb bir süre sonra o kadar rüyaya giriyordu ki bu filmi daha heyecanlı yapmaya yetiyordu. Ama burada Jones, bunu başaramamış. Bir süre sonra bu durum sıkmaya başlıyor. E gerilimden de sözedemediğimizden perdeye aval aval bakıyoruz (bakıyordum). Gerilim olsa bu duruma biraz daha katlanılabilinirdi ama yok. Film de gizem de oluşturulmaya çalışılmış. "Bombayı koyan kim, o mu yoksa, yok yok, o değil, başkasıdır" gibi tepkiler vermemiz bekleniyor ama gizem de sağlanamamış. Yani gerilim yokken bombayı koyanın merak edilmesini beklemek saflık olur. Kahramanımız bombacıyı ararken heyecanlanmadım. Birisinden şüphelendiğinde "acaba o mu?" gibi bir tepki vermedim. Sonunda bulduğunda da şaşırmadım. Zaten adamı hiç göstermedi Jones. Ne yani yeni bir Se7en mı yaratmaya çalışıyorsun? Bu öyküyle mi...(John Doe karakteri de Se7en filminde finale kadar hiç gösterilmemişti)
Gizem sıfır. Gerilim sıfır. Karakterler bir buçuk, haydi iki. Ne Christina, ne kahramanımız, ne Lilly... Hiçbiri derinleştirilmemiş. Hatta öyle hikayeler yaratılmış ki onlara gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Bir de film onca başarısızlığı içinde Afganistan savaşına değinmeye, ordu propogandası yapmaya yeltenmiş. Bunu da eline gözüne bulaştırdığını söyleyebilirim. Finale gelirsem. Normalde 10 dakika öncesinde hikayeler bitiyor ama film devam ediyor. Öyle mal mal izliyoruz adamları. Altyazıları zaten epeydir okumayı bırakmıştım. Salondaki elemanlar, sevgililer film devam ederken muhabette başladılar. Nasıl başlamasınlar? Karakterler öyle bir havada kalmış ki aşklarına inanmamızı beklemek ikinci bir şuursuzca hareket. "Ne aşkı lan? Bir kaç bakıştan sonra aşk mı oluşur? Hayde adam kapsülden metroya gide gele kadına aşık oldu. Ama kadın?" "Ne zamandır bana kahve teklifi etmeni bekliyordum" diyor. Ne zamandır? Hiç bahsedilmedi filmde tanışıklığınızdan.
Filmde kullanılan müziğe gelirsem. Jones, hikaye için doğru bir müzik seçimi/yaratımı yapmış. Müzikler, 1930-40-...'lardaki müziklere çok benzer. Doğru bir seçim. Ama film 1,5 saatse müzikler de 1,5 saat sürüyor. Turist'te de öyle olmuştu. Bir filmin tümüne müzik dizmek her zaman (Inception'daki gibi) filmin lehine işlemez. Gına geldi müziklerden.
Gelelim yazımın sonuna. Sonuçta yılın en kötüsü. Hep kullandığım bir söz var: Nereden tutsan elinde kalıyor. Aynen öyle. Jones'tan beklenmeyecek rezillikte bir yapım. Allah'tan kadroya Michelle Monoghan gibi gülüşü müthiş, fiziği sağlam bir oyuncuyu dahil etti de en azından trendeki sahnelerde dikkatimizi bir şeye verebildik.
Spoiler
"Neden bunu (metroyu patlatmasından bahsediyor) yaptın?" "Neden mi? Çünkü bu ülke artık eskisi gibi değil. Yozlaşmış bu ülke. Yeni bir ülke yaratmak için de eskisini yıkmalısın"
Bu mu? Kötü karakterden bahsettiğin bu mu? Hitchcock filmlerini nerenle izledin Duncan?
Spoiler
Velhasıl filmden çok şey beklemeyin birkaç efekt dışında görülmeye değer pek bir şey bulamadım.
Olay budur kurgu güzel(süper değil çünkü böyle ikili sonlara alıştık.)ve senaryo süper.İzlerken dikkatli olmanız gerekebilir.Ben sonunda ki bir yeri tam göremedim ve ne olduğunu anlamak için o kısmı sinemadan sonra bir daha izlemek zorunda kaldım.(kaçırdığım ver oval şekildeki ayna sahnesi)
Yani gerçekten sıkılmadınız mı? Senaristlere söylüyorum. Ya arkadaş bu aşk ve yakınlaşma denen şeyi ben her filmde görmek zorundamıyım? Bu güne kadar filmler de tekrar tekrar işlenen her şey klişe kabul ediliyorda neden konu aşka gelince aynı anları bize izletiyorsunuz? Bomba patlar, insanlar ölür, acı, ızdırap ama sonra her şey dönüp dolaşıp yine aşka gelir. Böyle bir filme bunu yakıştıramadım işte.
6/10