- film.com.tr
- Arşiv (2011)
- The Girl with the Dragon Tattoo (film)
- Yapım Yılı
- 2011
- Gösterim Tarihi
- 13 Ocak 2012
- Süre
- 158dk
Oyuncular
- Rooney Mara
- Lisbeth Salander
-
Daniel Craig
- Mikael Blomkvist
- Stellan Skarsgård
- Martin Vanger
- Robin Wright
- Erika Berger
- Christopher Plummer
- Henrik Vanger
- Joel Kinnaman
- Christer Malm
- Joely Richardson
- Anita Vanger
- Goran Visnjic
- Dragan Armansky
- Yorick van Wageningen
- Nils Bjurman
- Elodie Yung
- Miriam Wu
- Yönetmen
-
David Fincher
- Senarist
- Steven Zaillian
- Roman
- Stieg Larsson
- Müzik
- Atticus Ross
- Trent Reznor
- Görüntü Yönetmeni
- Jeff Cronenweth
- Kurgu
- Kirk Baxter
- Angus Wall
- Yapım Tasarım
- Donald Graham Burt

Ejderha Dövmeli Kız
The Girl with the Dragon Tattoo
Kariyer açısından pek parlak bir dönem geçirmeyen gazeteci Mikael Blomkvist özel bir iş alır. Ülkenin en zengin isimlerinden biri olan sanayici Henrik Vanger kendisinden 40 sene önce kaybolan yeğeni Anita Venger'e ne olduğunu bulmasını ister. Blomkvist yaptığı araştırmalar esnasında bu iş için yardıma ihtiyacı olduğunun farkına varır. Bunun için de kendisine yardımcı olması için genç bir araştırmacı ve bilgisayar korsanı olan asosyalliğin zirvesindeki Elizabeth Salander'den yardım almaya başlar. Blomkvist zamanla Salander'in bir araştırmacı ve bilgisayar korsanından çok daha fazlasına sahip olduğunu farketmeye başlar..




6/10
http://cultcritics.blogspot.com/2012/01/girl-with-dragon-tattoo.html
Geleyim Oplev ile Fincher'a. Tahmin edileceği üzere Fincher'ın filmi Oplev'inkinden çok daha kaliteli. Atmosfer yaratmada usta olan Fincher, Oplev'i bu konuda geride bırakıyor. Lakin bazı yerlerde Fincher'ın kareleri ile Oplev'in kareleri arasında fark bulmak olanaksızlaşıyor. Bazı sahneler oyuncuların yürüyüşlerinden kadraja, kamera hareketlerine kadar Oplev'in filmiyle aynı. Bu da olmamış. Yukarıda da belirttiğim gibi bu sahneler kopyala-yapıştır gibi olmuşlar. Filmde kullanılan lisanlarla ilgili de sorunlarım var. İsveçli bir aileyi (Vagner) İngilizce konuşturmak bana göre sırıtıyor (neyse ki aksanı unutmamışlar). Karakterleri Amerikalılaştırsaydı bu kez de bir ihtimal bu kadar kaliteli bir film çıkmayabilirdi. Ben uğraşmayayım, sözü Beyazperde yazarı Fırat Ataç'a bırakayım: "Romanın/filmin merkezindeki gizemin ilgi çekici olduğunu söylemek güç. Buna neredeyse hiçbir sürprize yer vermemesi, çözüm aşamalarının bizlere bir "slideshow" gibi gösterilmesi eklenince sürükleyicilik iki ana karakter arasındaki çekime kalıyor. Vanger ailesinin bütün üyelerinin potansiyel katil olarak başladıkları filmde Blomkvist'in kedisinden daha az sahne almaları da ayrı bir maceranın konusu. Cansız ve mekanik olan hikayenin akılda kalıcı bir noktaya evrilmesi için filmin yaratıcılarının teknik kabiliyetleri ön plana çıkmalı ki bunu layıkıyla yapabilecek en iyi ekiplerden biriyle karşı karşıyayız." Keşke Fincher filmdeki katili merkeze oturtsaydı. Ya da en azından son on dakika ona değinmek yerine ortalarda falan daha fazla değinseydi. Ne yazık ki akılda kalaca bir iş değil. Fincher denince benim aklıma bu film gelmeyecek. Ve ne yazık ki Se7en'la Fight Club'ı çeken Fincher'ı bir daha göremeyeceğiz gibi görünüyor.
Film sert sahneler de içeriyor kitaptan ötürü. Bu konuda Fincher elini korkak alıştırmamış, kitabın hakkını vermiş.
Filmin görüntü yönetmenliği, kurgusu, müzikleri ve oyunculuk performansları oldukça iyi. Filmin jeneriği ise filmden kat be kat iyi. Rooney Mara'nın sağlam bir performans çıkarmış ama... Benim gözümde Noomi'yi aşamıyor. Ayrıca belirtelim ki Rooney'nin/Fincher'ın Lisbeth'i ile Larsson'ın/Noomi'nin/Oplev'in Lisbeth'i arasında farklar var. Noomi kitaptaki Lisbeth'e çok daha yakın. Fincher Lisbeth'i ise ///SPOILER Mikael'i kurtardıktan sonra "onu öldürebilir miyim?" deyince Larsson'ın Lisbeth'inden oldukça uzaklaşıyor. Keza Mikael'in de "Öldür" cevabını vermesi onu kitaptaki Mikael'den uzaklaştırıyor. "Onu öldürebilir miyim?" sorusu Lisbeth'in ağzında çok iğreti duruyor. Zira Lisbeth kimseye eyvallahı olmayan birisi ve bu soruyu soracak son kişi bile değil. SPOILER/// Ayrıca Mara'nın çirkinleştirildiğini sanmıştım, tam tersi güzelleştirmiş onu Fincher. Bu da kitaptaki Lisbeth'i filmdekinden daha da uzaklaştırıyor. Daniel Craig, Stellan Skarsgard, Chris Plummer'ı izlemek de güzeldi.
Ha unutmadan "finali falan değiştirildi" deniyordu ya, keklemişler bizi. Değiştirdikleri şeyin izleyicinin gözünde en küçük bir değeri yok. Ben de nasıl bitecek diye merak etmiştim. Oplev'in filmi ve Larsson'ın kitabıyla aynı şekilde bitiyor film.
Kesinlikle çok daha iyi olabilirdi. Hele Fincher'dan çok çok daha iyi bir film çıkabilirdi. Ama olmamış, vasatın biraz üstünde bir film çıkmış ortaya. Yönetmenin hemen 2.filmi çekmeyecek oluşu sevindiriyor. Bakalım yeni uyarlaması Denizler Altında 20 Bin Fersah nasıl olacak. Angelina Jolie'li Cleopatra'yı rafa kaldırması (hatta mümkünse hiç çekmesin, başkasına paslasın) doğru bir karar. Denizler...'den sonra ondan özgün bir proje izleriz umarım...
Öncelikle Alien 3 kesinlikle izlemen gereken bir film bazılarına göre seri bu filmde bitti, David Fincher'ın bana göre 3. başyapıtı olur!
Bu filme gelecek olursak ben daha orjinal filmi izlemedim ama izleyenler anlata anlata bitiremedi Hollywood şimdi ye kadar hangi özgün hikayeyi düzgün işlediki bu filmi de işlesin bu sebep bile orjinal filmi izlemeden bu remake!i izlememek için yeterli, kitabı yeni aldım okuyunca değerlendireceğim!....
Bu sene en çok beklediğim projelerden birisiydi, umarım hayal kırıklığı olmaz.
Adamın çektiği her film başyapıt olacak diye bir kural yok. Tamam ne çekerse çeksin Fight Club ve Se7en filmleriyle hatırlanacak bu kesindir.
Not: Fincher sanırım çok dinlenmeden 2.'sini çekecek. Gerçi gişe de önemli ama 2.filmin vizyon tarihi 2012 olarak görünüyor. Fincher bunu üçlemeden başka bir projeye girişmeyecek sanırım. Bu da iyi değil bence.
fakat tabi hollywood japon sinemasının o özgün korku örneklerini nasıl ki yağmayaıp mahfettiyse bir benzerini de isveç sinemasına yapacak gibi görünüyor.