? Beni Hatırla
Yapım Yılı
2009
Gösterim Tarihi
30 Nisan 2010
Süre
144dk

Oyuncular

Susanne Lothar
Ulrich Tukur
Burghart Klaußner
Marisa Growaldt
Magd
Josef Bierbichler
Michael Kranz
Ursina Lardi
Baronin Marie-Luise
Janina Fautz
Erna
Jadea Mercedes Diaz
Evas
Steffi Kühnert
Yönetmen
Michael Haneke
Senarist
Michael Haneke
Yapımcı
Michael Katz
Görüntü Yönetmeni
Christian Berger
Das Weisse Band

Beyaz Bant

Das Weisse Band / The White Ribbon

8.2/10 IMDB Puanı: 8.0

1913 yılında Kuzey Almanya'nın kırsal bir bölgesinde tuhaf olaylarla karşılaşılmaktadır. İlk önce kasabanın doktoru atından düşer. Ağır yaralanan doktora tuzak kurulduğu anlaşılır. Hemen ardından yaşanan bir iş kazası, kasaba halkını iyiden iyiye huzursuz etmeye başlar. Bölgenin çiftlik sahibinin oğlunun kaybolması ile tüm bunların bir tesadüf olmadığı anlaşılır. Çiftlik sahibinin oğlu bir çeşit cezalandırma ritüeline tutulmuştur. Bu yaşananların failleri kasaba halkı içindendir. 

Kasabanın öğretmeni bu durumu anlamaya çalışır. Yavaş yavaş kasabadaki insanları takibe alır. Masumiyet, artık soru işaretleri ile dolu boş bir kavramdır.

Yorumlar

Yorum Yaz
haneke çekerse böyle çeker funny games la pianiste ve das weisse band...
0 Oy
Boş bir film ve gereksiz uzun. İzledikçe boğuyor. Hiç bir anlam çıkaramadım filmden.
-1 Oy
Çok katmanlı bir film beyaz bant. görünür katmanda suç ve ceza kavramı üzerinden ilerleyen bir film olmakla beraber, filmi suç ve cezayı irdeleyen bir film olmaktan çıkarıp, bir iktidar sorgulaması olmaya iten gizli unsurlara da rastlıyoruz. zaten haneke filmde cezalandırma sahnelerini çoğunlukla göstermemeyi tercih ederken, daha çok bu cezalandırmaya giden süreci ve sonrasını irdelemeye zorluyor izleyiciyi. (funny games‘le olan benzerliğe dikkatinizi çekmek istiyorum).

Film ilk bakışta ”ne ekersen onu biçersin” mesajı veriyor izlenimi uyandırıyor evet. Şiddet görenler şiddet uyguluyor, sevgi gören çocuksa yaralı bir kuşu yine sevgiyle büyütebiliyor.

Ama film esasen yine funny games‘te geçen ”- bunu (işkenceyi) neden yapıyorsunuz?” “-neden yapmayalım?” şeklinde soruya soruyla cevap veren diyaloğun cevaplarını da arıyor.

Filmde bence dikkat edilmesi gereken önemli nokta, “ceza”nın doğrudan erkeklerden (daha doğrusu babalardan) geliyor olması, ve “suç ve ceza” diyalektiğinde yer alan eylemlerin doğrudan cinsellikle ilintili olmasıdır. (mastürbasyon yüzünden cezalandırılan çocuk, baronun barones hakkındaki tek derdinin italyada başkasıyla yatıp yatmadığı oluşu, filmin başında “cezalandırılan” doktorun ensest düşkünü bir sapık olması vs vs.)

Bunların ışığında düşünüldüğünde, cinsellik/iktidar ilişkisi üzerinden lacancı bir okumaya tabi tutulabilecek bir filme benziyor beyaz bant.

Filmde kesin olarak gördüğümüz şey, iktidarın kendini cinsellik ekseninde tanımlıyor oluşu. doktorun ebeyi cinsellikten yoksun bırakması da böyle bir iktidar ilişkisinin neticesi örneğin. filmdeki gördüğümüz nadir temiz ilişkilerden biri olan anlatıcı-bakıcı ilişkisi bile erkeğin cinsel dürtüsünün sözkonusu olabileceği durumda netameli bir hal alabiliyor (at arabasıyla giderken gölde piknik teklifi sahnesini hatırlayın).

Aynı temelden hareketle şu çıkarımı yapabiliyoruz: erkeklik/cinsellikle mobilize olmuş iktidarın “her yerdeliği”, bir başka deyişle iktidarın zamandan, uzamdan ve “doğrudan tek bir kişiye atfedilebilirlikten” bağımsız oluşu, işlenen suçların da aynı niteliğe sahip olmasına yol açıyor. çünkü iktidara karşı verilen tepki de “her yerde” zuhur edebiliyor. Foucault’nun “iktidar her yerdedir” önermesinin vücut bulmuş hali bu aslında.

Bu zaman/uzam tanımayan “her yerdelik”, kendini beyaz bantta somut olarak gösteriyor. beyaz bantlar, üzerinde iktidar kurulmuş olan “ezilen” unsurlara, yani çocuklara, daimi olarak bu mekanizmayı hatırlatan bir simge. amacı “masumiyeti hatırlatmak” olarak gösterilen beyaz bant, masumiyeti temel bir insani erdem olmaktan çıkararak, çocukların eylemliliklerini sınırlayan, kutsal bir işaret işlevi görüyor.

Beyaz bantın, sonradan yahudilere zorla taktırılacak davut yıldızlı kolluklarla olan benzerliğini vurgulamaya gerek yok sanırım. filmin nazilerin yükselişine bağlanabilecek kısmı sadece burası aslında, ama haneke’nin filmin adını bu şekilde seçmiş olması da, nazi almanyasına ne kadar az gönderme olursa olsun, filmin esas problemlerinden birinin nazilerin doğuşu olduğu düşüncesini de ister istemez doğuruyor. Zaten filmin sonunda alenen suçlananların doktor ve köy ebesi, yani “ötekiler” olması da, nazi düşüncesinin dayanaklarından birisi.

Bu sayede, almanyayı savaşla ve kısa bir süre sonra nazi iktidarıyla başbaşa bırakan dinamiği uluslararası konjonktürde (avusturya veliahtı saraybosna’da ölünce ne değişti filmde?) veya devlet aygıtı üzerindeki iktidar mücadelesinde değil, yerellikte aramamız gerektiği sonucuna varıyoruz.

Geriye, toplumsal güdüleri böylesine derinlikli irdelediği için Haneke’ye minnettar olmak kalıyor.
+ 2 Oy
Haneke'nin en iyi filmi olduğuna dair iddialı bir yorum yapmayacağım -ki "Yedinci Kıta" bence içlerinde en iyisidir- ama film, görsel ve hikayesel havasıyla Haneke'nin yeni bir deneme peşinde olduğunu kanıtlar niteliktedir. Film boyunca insanların büyük bir ciddiyetle işlerine sarılmalarının, yüzlerindeki gülücükleri nasıl da yok ettiğine tanık oldum ben şahsen. Sadece Eva ve öğretmenin birbirleriyle olan yakınlaşmalarında var olan saflık haricinde, devamlı bir diken üstünde olma durumu, devamlı bir "ne olacak" merakı ve bu merakn verdiği garip rahatsızlık hali hakimdi filme. Bir yandan da tam bir Haneke tarzı yani. Aklımızda -genel olarak- canlandırdığımız köy imgesini de yıkan bir tarzı vardı filmin. Karmaşık ilişkilerle bezenmiş bir "köylü varoluşçuluğu"nu anlatan bir film değil miydi acaba? Aklımızda canlandırdığımız saf ilişkilerin, günlük hayatın hüküm sürdüğü bir köy imgesini yıkıp, yerine din, eğitim, insan ruhu, iktidar, aile, cinsellik, kadın-erkek ilişkileri gibi kavramları temsil eden yaşam pratiklerini bünyesinde barındıran bir köy imgesini koyuyor yerine Haneke bence. Ne bileyim "Yedinci Kıta"yı, "Saklı"yı hatırlayın. Farklı hayat pratikleri vardı onlarda sanki. Bir papaz "eğitim" adı altında sahip olduğu iktidarı sonuna kadar kullanabiliyor. Öğretmeni köyden sürdürecek kadar gücü var. Olayların failleri meçhul olmasıyla beraber çocukları suçlamak veya suçlamamak için herhangi bir kanıt vermiyor Haneke. Ama çocukların çok da masum olmadıklarını -ki öyle baskılı bir ortam, kendi içinde masumluklarını yok edici bir etkide bulunabilir elbette- birkaç pratikle düşünebiliriz, ama öte yandan direk bu bir kaç pratikten dolayı, çocukları tamamen suçlamak da akıl karı olmayabilir. O yüzden çocuklara karşı tutumum, film boyunca askıda kaldı benim şahsen. Bununla birlikte, bireyi değil, bireyin ortamını tartışırsak da çocukların masum olmama sebeplerini de o ortama bağlayabiliriz, eğer ille de suçlayacaksak.
0 Oy
Yukarıdaki yorumun çoğunluğuna katılıyorum. Amma velakin, Poulantzas'ın tanımladığı faşizm kavramını unutmamız gerekir. Sanayi kapitalizmi ile değil, bizatihi feodalleşme ile iç içe geçmiş ve korporatizm ile işleyen bir faşizmdir bu. (elbette onun analizi İtalyan faşizmi temelli, ama başka uygulama alanları da mevcut) Bir de yönetmenin bu tarz bir muhasebeye girdiğinden de şüpheliyim. Onun derdi, faşizmin ekonomik olarak değil de, toplumsal olarak nasıl örgütlendiğine dair. Ama derseniz, İtalyan faşizminin formülünü Almanya'ya zorlamış ve temelde yanlış yapmış, o konuda haklı olabilirsiniz. Aklıma gelmişken, çocukların taşıdığı bilinç meselesi için, sanki yönetmen Village of the Damned filmine göndermeler yapıyor. Ama oradaki olağanüstü kişilik değişimi öğesini burada yönetmen baskıcı aile öğesine dayandırıyor.
+ 2 Oy
Spoiler'ın dik alasını içerir, ey izlemeyenler, uzak durun!

Filmin meziyetlerinden ikisi: a)Yahudilerden bahsetmiyor, b)Almanlar İngilizce değil Almanca konuşuyor.

Filmin bir başyapıt olduğunu düşünmediğimi belirtmek isterim. Siyah beyaz çekim şık durmuş eyvallah..Haneke bu sefer sapıtmamış bu da güzel. Zira şiddet ve seks konusundaki hiper pornografik görüntüler, evet rahatsız edici ama parlak değil [bkz. Bataille ''Ma Mere'', İrreversible tecavüz sahnesi, Haneke Piyano öğretmeni vs. Bu bana GENELDE Hürriyet'in arka sayfasındaki çıplak kadınlara cesur denmesini çağrıştırıyor. Gerçekçilik tek başına estetik değildir.]

Ancak filmde Nazizmin ayak  sesleri meselesi bence yanlış temele oturuyor. Genel olarak her baskıcı rejim faşizm olarak adlandırılsa da bu rejimin en önemli öğesi ekonomi-politiğidir. Oysa filmdeki kasaba gayet feodal. Bir derebeyi ve papaz var, ama henüz burjuva yok. Eğer feodal ya da ataerkil toplumun  bağnaz ve baskıcı sisteminden doğrudan faşizm türeseydi, tüm Avrupa zorunlu olarak faşist olurdu. Yani sonuçtan nedene gitmek, retrospektif okuma yapmak çoğu kez yanıltıcı. Nazizm ortaya çıktıktan sonra, zaten bu adamlar şöyle şöyle olduğu için böyle oldu demenin doğruluğu son derece şüphe götürür. Daha ziyade Arendt'in deyişle ''Kötülüğün sıradanlığı''ndan bahsedilebilir.

İkinci olarak, Haneke cürümleri kimin işlediğini biliyor mu bilmiyor mu emin olamıyoruz. Şüphe çocukların üstünde toplanıyor, fakat kurbanların seçimi [doktor, derebeyin oğlu, özürlü çocuk vs.] ve en son bırakılan mektup oldukça ideolojik ve sistemli bir bilinç gerektiriyor (bir grup velet için fazla bir bilinç). Bir kere (eğer ebveynlerin günahları için çocuklar cezalandırılıyorsa)Doktor'un neden kurban seçildiği anlaşılır değil. Ha doktor kurbanlıksa, özürlü çocuk neden cezalandırılıyor. Bu yüzden, bence Haneke bir elden verdiği ipuçlarını diğer yandan bilerek ya da bilmeyerek siliyor. [Yine örneğin küçük çocuğun iyilik ve maumiyet barındıran bir hareketle üzgün babasına (rahibe) kendi kuşunu vermesi bu bütün içinde ne demeye geliyor?]

Kapalı ve baskıcı bir cemaat olarak kasaba fikri elbette ister istemez Trier'in Dogville'ini anımsatıyor. Ama ne deneysellik ne de felsefi derinlik bakımından bu filmin çok uzağında.

Dahası, [Kadına ve çocuğa yönelik şiddetin her daim yaygın olduğu düşünülürse] ekstra bir baskıcılığı, öyle inanılmaz sapkın boyutlara varan hiyerarşisi olan bir topluluk bile söz konusu değil. Çiftçinin oğlu derebeyinin tarlasını tarumar ediyor, sadece bir dahaki mevsim iş verilmiyor o kadar [bu bakımdan çiftçinin ilerideki intiharı fazla abartı olmuş]. Tipsiz ve sevimsiz anlatıcı Eva'yı babasından istediğinden adam gayet de kızına fikrini soruyor ve talibi tanımak için zaman istiyor. Rahibin gerzekçe bir masumiyet ve disiplin anlayışı olsa da, anlatıcı teorisini aktardığında anlıyoruz ki çocukların masumiyetine kör bir inancı var. Sorun kötü oluşu değil de daha ziyade bağnazlığı gibi görünüyor. [Hatta en aşağılık adam papazdan ziyade doktor,bzk metresine davranışı ve kızına sarkması vs., bunun da faşizmle bir alakası yok herhalde] Derebeyinin karısı alenen, geniş bir mezheple ve çat diye başka adama aşık olduğunu söyleyebiliyor vs. vs.

Kısaca film bir yandan ahenkli bir bütün arz edermiş gibi görünürken öte yanda da taşlar sanki yerli yerine oturmuyor.

Daha söylenecek çok şey var, ama neyse. Her ne kadar burada sadece bence negatif olan yönlerine vurgu yapsam da, sonuçta oldukça başarılı bir film oduğu muhakkak. Hatta Haneke'nin en iyi filmi olduğu fikrine katılıyorum

falan filan...yoruldum be.
+ 4 Oy
Bundan kendimi alamıcam.

Öncelikle Sn. Ebru Hanım:

1) ''İnsani değerler çerçevesinde insan özünün değersizliği ve boşluğunu çok iyi betimlemiş,çok gerçek bir film''

Bu cümle de nedir??? Cümlenin semantik garipliği bir yana, sanırım bir özünüz olduğunu, bunun boş ve değersiz olduğunu ve yine bu saptamanın da gerçek ve doğru olduğunu oldurtmak istediniz... Ama bence olmadı!

2)''Siyasetin ya da dinin doğasından kaynaklanan her çeşit terörizmin kökenini...''

ha keza bu cümle nedir? Bir X'den kaynaklanan şeyin kökeni (zaten) yine X'dir. ve dahi ne koca bir laf bu böyle. Dine geçireyim diye fırsat kolladınız herhalde. Diyorsunuz ki din (ve siyaset) terörizm doğurur, dolayısıyla terörizmin kaynağı/kökeni din (ve siyasettir). Ucuz laf ve totoloji. En azından film bağlamında yazdıklarınızın anti-tezi olarak bkz. doktor karakteri...

                    ***

Diğer bir nokta genelde düşünüldüğünün aksine çocuklar pek öyle masum, melek tipler de değildir. Çocuk kültüre girmeden önce; yasağı/yasayı tanıyıncaya kadar bir kadir-i mutlaklık yanılsaması içindedir. Her ihtiyacının anında karşılanmasını ve derhal doyuma ulaşmayı ister. [Zaten kültür ya da medeniyet hazzı/doyumu ertelemeyi öğrenmektir]. Aksi halde çocuk ağlar, hırs yapar, kıskançlığa kapılır, kin güder, gücü yeterse şiddet kullanır vs. [tersine örnek: çocuklar en fazla kendilerine çok hediye alan kişileri severler] Gözlemleyiniz, tecrübe ediniz. Ama sevimlidir keratalar.
Ha çocukları (güçsüzleri, biçareleri vs)ezmek öküzlüğün dik alasıdır o başka mesele.  

                ***

Şimdi uykum geldi, sonra devamı olabilir..zira daha filme değinemedim bile...
+ 2 Oy
Şimdiii, yukarıdaki bu iki yoruma katılmak pek mümkün değil. Film, evet biraz fazla uzun, ama kesinlikle sıkıcı değil. Açık uçlu bırakılmış bir final, ne kadar çözümsüz gözükse de, tam yerinde bitiyor. Daha önce izlediğim bu filmin eleştirisi, doğrudur, bilinen şeyleri söylüyor. Ama sorarım film sizce ne anlatıyor? Yani bilinen şeyleri anlatmıyor mu? Filmi gizemle bürümek ve sanki altında derin bir gerçek varmış gibi hareket etmek bana doğru gelmiyor. Bir tür Haneke metafiziği yaratılmak isteniyorsa, ona bişey diyemem. Başka yorumlar hususunda ise katılıyorum. Burada yazılanlar dışında başka fikirleri olan varsa, lütfen paylaşsın. Filmi başka bir gözle izlemek güzel olur.
+ 2 Oy
filmin kendisi sıkıcı bence, ondandır. Filme göre eleştiri. bir de blackbeach sanırım farklı yorumlarda bulunacaksın. Merak ettim, onlar neler acaba? Bu filmden sen neler çıkardın? "Bilinen şeyler dışında"...
+ 2 Oy
Şüphesiz en iyi Haneke filmi.
+ 3 Oy
Spoiler içerir - Michael Haneke'den Cannes Film Festivali'nde 2009 Altın Palmiye ödülü alan film;gerçek bir başyapıt. Birinci Dünya Savaşı'ndan kısa bir süre önce Almanya'da dindar bir köyde,garip şeyler olmaya başlar.Köydeki terörizm kokan olaylarda odak noktası çocuk korosudur.Yaşanan yoruma açık kazaları koroyu yöneten köyün öğretmeninden büyük bir merakla dinleriz iki buçuk saat süren film boyunca. Köyün doktoru,atını sürerken iki ağaç arasına bağlanmış bir tel yüzünden düşerek ciddi bir şekilde yaralanır.Bir çiftlik işçisinin karısı,çürümüş ambar kapısı yüzünden yere düşerek ölür.Genç bir çocuk, dövülmüş ve başaşağı bağlanmış olarak bulunur.Doktorun metresinin Down sendromlu oğlu,gözlerine yapılan vahşi bir saldırı sonucu kör olur.Baronun ambarı ateşe verilir.Film boyunca şüphe ve endişe içinde savruluruz.Yıllarca toplumda irin haline gelen çözümlenememiş sorunlar,baskı ve kötü muamele gün ışığına çıkmaya başlar. Siyah beyaz filmdeki karanlık ve gerilim dolu atmosferi yumuşatan,aydınlatan bölüm hikayeyi anlatan öğretmen ile o dönemde Baron'un çocuklarına dadılık yapan utangaç 17 yaşındaki Eva arasındaki masum ve sevimli romantizmdir. Çocukların isimleri vardır,ama yetişkinler sadece Baron,Papaz,Doktor,Çiftçi olarak kalır filmde. Varlıklı Baron,köydeki en güçlü kişidir.Kültürlü karısı ise eğitimsiz köylüleri küçümsemekte,tepeden bakmaktadır. Bağnaz,gerici ve baskıcı kurallar ataerkil düzendeki halkın hangi sınıfa ait olduklarını her fırsatta hatırlatır.Şayet unutacak olurlarsa da "din" onları hizaya getirmektedir.Bu arada kadınlar ve çocuklara yaşatılan zulüm, sır olarak kalmaya devam edecektir. Köyün ikiyüzlülerin en kötüsü ise Tanrı'nın sevgisinden bahsederken,iki çocuğunu fiziksel olarak cezalandıran ve masumluk ve saflık için çalışmaları gerektiğinin simgesi "beyaz bir kurdele" ile bağlayarak küçük düşüren Papazdır.Gündüzleri köylülerin sağlığını üstlenen doktor akşamları sözlü saldırılar ile metresini hırpalamaktadır. Gizemli olaylar artmaya,derinleşmeye başlayınca polisten yardım istenir ama polisin de tek yaptığı, rüyasında kötü şeyler olacağını gördüğünü söyleyen küçük bir kızın gözünü korkutmaktan ibarettir. "Beyaz Kurdele" giderek artan gizem ve gerilim atmosferi içinde çok iyi bir karakter çalışması yapmış.İnsani değerler çerçevesinde insan özünün değersizliği ve boşluğunu çok iyi betimlemiş,çok gerçek bir film.Siyasetin ya da dinin doğasından kaynaklanan her çeşit terörizmin kökenini anlatan çarpıcı bir başyapıt.
+ 4 Oy

Ad Soyad :
Email :
Ziyaretçi

Özel Dosya

02
Eki.2009

Filmekimi 2009

Başladığı günden bu yana izleyici oranını istikrarlı bir şekilde arttıran, buna orantılı olarak da her yıl içeriğini genişleten Filmekimi, bu Ekim ayında da yine önümüzdeki sezonu müjdeleyen bir seyirlik sunacak.

Haberler

13
Eki.2010

Son 10 Yılın En İyi Film Posterleri

Grafik tasarımın sanatsal gücüne işaret eden film afişleri bakın neler?

13
Nis.2010

Beyaz Bant, Sonunda Gösterime Giriyor

Michael Haneke'nin bol ödüllü yeni filmi White Ribbon'u dört gözle bekliyorduk. Film, Beyaz Bant ismiyle 30 Nisan'da gösterime girecek.

21
Oca.2010

Güneşi Gördüm, Oscar'ı Göremedim

En İyi Yabancı Film kategorisinde Oscar'a aday olan ilk 9 finalist açıklandı. Açıklanan listede ne yazık ki Güneşi Gördüm yer almıyor.

18
Oca.2010

Altın Küre Avatar'ın

Son yılların en çok tartışılan filmlerinden biri olan Avatar, Altın Küre'ye damgasını vurdu. Avatar, En İyi Film dalında Altın Küre'nin sahibi oldu.

30
Eyl.2009

Filmekimi Başlıyor

İKSV tarafından düzenlenen Filmekimi bu sene 17 Ekim'de başlıyor. Sekizinci yaşına giren etkinlik 25 Ekim'e kadar devam edecek.

24
May.2009

62. Cannes Film Festivali'nde Ödüller Belli Oldu

Bu sene 62. si düzenlenen Cannes Film Festivali'nde ödüller belli oldu. Altın Palmiye ödülünü, Michael Haneke'nin Das Weisse Band isimli filmi kazandı.

x

Film.Com.Tr Kayıt

Yorumlarda sadece rumuzum gözüksün.
x

Şifremi Unuttum