? Beni Hatırla
Yapım Yılı
1968
Süre
141dk

Oyuncular

Keir Dullea
Dr. Dave Bowman
Gary Lockwood
Dr. Frank Poole
William Sylvester
Heywood R. Floyd
Daniel Richter
Leonard Rossiter
Dr. Andrei Smyslov
Yönetmen
Yıldız Stanley Kubrick
Senarist
Yıldız Stanley Kubrick
Arthur C. Clarke
Yapımcı
Yıldız Stanley Kubrick
Görüntü Yönetmeni
Geoffrey Unsworth
2001:  A Space Odyssey

2001: Uzay Macerası

2001: A Space Odyssey

8.7/10 IMDB Puanı: 8.4

İnsandaki iktidar hırsının, insan evrimin başlangıcından ultra modernleşmiş toplumlara uzanan öyküsü.

Teknolojik açıdan oldukça ileri bir toplumda yaşayan bir grup bilimadamı, uzayda kendi kendine hareket eden ilginç bir cisimle karşılaşırlar. Siyah bir monolit olan bu cisim, etrafına çok farklı bir enerji yaymaktadır. Monolitin gizemini çözmek üzere bilimadamları, o güne kadar yapılmış en iyi uzay gemisi ile yolculuğa çıkarlar. Uzay gemisi HAL isimli bir bilgisayar tarafından kontrol edilmektedir. HAL başlangıçta mürettabatın gemideki hayatını kolaylaştırır ve doğru kararlar verirken, bir süre sonra hakimiyeti eline almaya başlar ve gemideki bilimadamları ile mücadeleye girişir.

 

Yorumlar

Yorum Yaz
film darwinizm'i övüyor ilk 30dk gelmiş geçmiş en iyi film diyorsunuz! Darwinizm'e inanalara diyecek birşey yok tabi.
-2 Oy
an itibariyle izledim ve yanılmamışım aroga malzeme olmuş bi çok sahne var hatta o sahneyi anlamamıştım demek bu filmle alakalıymış.filme gelirsek bana fazla uzun geldi.kaliteli olduğu doğrudur ama 140 dk sıkılmadan izledim desem yalan olur.türü sevenler için sağlam bi yapıt sevmeyenler için eziyet olabilir.
0 Oy
Gelmiş geçmiş en büyük Bilim-Kurgu. Türünün babası. Kubrick'in ölümsüz yapıtı! İnsan doğasının keşfi..İzlemeyenler Bilim-Kurgu izledim demesin sakın! 10/10
0 Oy
@Balmumcu
Sendeki bu saldırgan ruhun az gelişmiş sinema bilgine ve zevkine de yansıyor sanırım. Sakin ol, filmler maç izler gibi izlenmez.
0 Oy
arog la aynı kalitede:D
-2 Oy
henüz izlemedim fakat şöyle bi resimlere baktım arogtan görüntüler var he :D
-2 Oy
@Balmumcu bence filmleri araştır biraz. www.kubrick2001.com bu sayfayı iyice tara, sonra gel olumlu bir yorum yapacağına kesin gözle bakıyorum. Ağır bir çıkış yapmışım, sizden özür dilerim
0 Oy
Kubrick'e selam olsun. Bilim-kurgunun kaderini değiştirdi resmen.
0 Oy
Gerçek Bir Destan !

Kusursuzluğun düşünülmez 1 numaralı ismi Kubrick'in en büyük projesi olan, 2001 : Bir Uzay Destanı; her anında sizin tüylerinizi diken diken edecek, görselliğiyle büyüleyecek, milimlik kadrajıyla kusursuzluğu öğretecek ve felsefesiyle insanoğlunun amansız süreçlerini anlatacak bir bilim-kurgu başyapıtı.

Tarih o kadar eskidir ki, dinazorların soyu yeni tükenmiş, maymun-insan türleri daha yeni palazlanmıştır. Çayırlarda otlanan, çamurlu sularda sulanan "atalarımız", daha evrimin ilk aşamasındadırlar. Ve..

Cem Yılmaz'ın AROG ile gönderme yaptığı "Devasa Taş" olayı ile, et yemeyi, ilk savaş aletini bulmayı, kavga etmeyi, sinirlenmeyi, hüzünlenmeyi, hepsini öğreniyor ilk maymun-insan türü. Peki "basit bir taş, nasıl öğretecek bunları" derseniz, işte orası fena spoiler. Fena da yorum kabiliyeti. Ama şöyle birşey söyleyeyim, uzaylılar bizim hayatımızda her zaman oldular. Kuşkusuz hayran kalacaksınız, söylemesi benden.

Ve.. insanın uzaydaki valsi geliyor sonra. Harika müzikleriyle baştan çıkarıyor film sizi.. Kubrick kusursuzluğunu sekans sekans hissederken, sonunda bir klişeye rastlıyoruz. ABD - Sovyet soğuk savaşı zırvalığı. Saklanılan bilgiler, gizli ajan astronotlar falan filan.. Bu klişeyi kimin çıkardığını da anlıyoruz sonunda.

İnsan makineyi yarattı, makine insana hizmet etti, insan ihanet etti, makina onları yok etti. Kubrick, basit bir düz mantıkla gitmiyor asla ama kurguyu dikkatlice ele alırsak temelinde bu yatıyor. Tabi bu sadece filmin bir kısmı. HAL 9000 gibi çok güvenilen bilgisayar bile, yeri geldiğinde ihanet edebiliyor. Peki bilgisayarın ihanet duygusu olabilir mi ? O kadar açık bırakmış ki uçlarını Kubrick, zaten bir demecinde "2001 ile ilgili istediğiniz şeyi yazabilirsiniz" diyor. Hakikaten de o kadar ucu açık.

İnsan, uzaya çıktığında yeni doğmuş bir bebek edasında.. Eli kolu bağlı vaziyette. Dünyadan ayrılan İnsanoğlu, hani küçükken annelerimizin dediği o meşhur söze boyun eğiyor resmen. "Bu evin dışarısında çok yabancı şeyler var."

Yazımı fazlaca "spoiler verme" endişesiyle yazdım bu yüzden çoğu yeri anlamayabilirsiniz. Ama filmin son bölümü, yani 4. bölümde öylesine bir felsefe giriyor ki.. Oturup kafa yormanız gereken, Kubrick'in kendini aşıp 4. boyuta girdiğini gösteren bir bölüm burası. İnsanın kendisiyle yüzleşmesi.. A.I. (Yapay Zeka) filminde de Kubrick benzer bir olayı gene filmin sonunda gerçekleştirmişti. Tabi ömrü yetmedi, orası ayrı.

Bilim-Kurgu'nun en büyük örneklerinden birisidir 2001. Bize her ne kadar elektronik aletleri kötü olarak gösterse de Kubrick, bunu yakında anlayacağımızı da gösteriyor bizlere. Üzerinden 40 yılı aşkın süre geçmesine rağmen !

10/10
+ 1 Oy
cinekolik beğendiğim filmler var, hem de tahmin ettiğinden daha çok. Yorumlarımı çoğaltıkça görürsün. sakakralı yönetmenin külliyatını biliyorum ben sen merak etme. The Shinning varken buna övgüler düzecek de değilim. Ve daha birçokları var Kubrick'in seceresinde. Bu nedenledirki cahilce bir yorum ifadeni münasip bir yerine iade ediyorum. Senin gibi tartışma kültüründen yoksun adamları muhatap alacak değilim bu yaşımda... Film bana göre kötüdür, abartıdır. Neresi başyapıttır onu da bilmem. Biri bana anlatırsa da sevinirim. Ancak bütün bu fikirler sadece beni bağlamaktadır. Filmi genellemeye giderek kötü göstermek ya da herkesi kötü olduğuna ikna etmek gibi bir güdüm yoktur. Çünkü başkalarının beğenisi beni ilgilendirmediği gibi benim beğenilerim de başkasını ilgilendirmez. Hele senin gibileri hiç...
-2 Oy
@Balmumcu bu film isterse günümüz Bilim-kurgu filmleri gibi oradan buradan habire hareketli bir şey ortaya çıkartabilirdi. Ancak yönetmeni tanımadığından anlaşılacağı üzere filmi beğenmedin. Film ilk çıktığında da senin yaptığın gibi tepkiler geldi, hep. Bu yüzden çok cahilce bir yorum olduğu belli
+ 3 Oy
Balmumcu, beğendiğin bir film olacakmı çok merak ediyorum...
+ 1 Oy
BEN ALMAYAYIM
Beni aşan filmlerden biri. Hiçbir şey anlamadığım gibi hiçbir şekilde seyir keyfi de duymadım. Kumanda ile dvd yi iki defa birkaç dakikalığına ileri alacak kadar uzaklaştım filmden. Şöyle bir sorunum var kabul ediyorum; çekildiği dönemde olay yaratmış filmleri o dönemin şartlarına göre seyredemiyorum. Mesela eski kuşak bilim kurguları ya da görsel ve teknik olanakları kısıtlı siyah beyaz filmleri sevemiyorum. Bugünden koparak seyredemiyorum. Bu da onlardan biri. Seyrederken eşimin uyuya kaldığı benimse bir sinemasever olarak hiç yapmadığım birşeyi yaparak filmi bir iki defa ileri aldığım, ne olduğu belirsiz bir film. Herkes filmin seyirci üzerinde gerilim yaratmadaki başarısından bahsediyor ancak o kadar uzun uzadıya kotarılmış sahneler, bitmek bilmeyen bip bip bilgisayar sesleri ve kabız olmuşcasına konuşmaktan muzdarip bir sinema deneyimi. Pek çok kişi başyapıt olarak görebilir ancak ben almayayım, kalsın! (5/10).
-4 Oy
Bir Stanley Kubrick Şaheseri: 2001: A Space Odyssey


İnsanoğlunun evrimini Darvinci bir bakış açısıyla karikatürize eden 2001: A Space Odyssey (1968, 2001: Uzay Macerası), sık sık söylendiği gibi bilimkurgu sinemasının şimdilik en yetkin örneği. Stanley Kubrick’in fazlasıyla titiz ve saplantılı çalışma tarzının en belirgin dışavurumu olmasının yanında (Stanley Kubrick ve İngiliz yönetmen David Lean belli aralıklarla film çeken yönetmenlerin başında geliyor.)  bilimkurgu sinemasının tarihini yeniden yazan, türü yenileyen orijinal bir seyirlik. Sözden çok görüntüye sırtını yaslayan,  izleyicinin yorumuna fazlasıyla ihtiyaç duyan, hemen her izleyenin farklı açılardan okuyabileceği çok katmanlı, benzersiz bir yapıt 2001: A Space Odyssey. Bu kısa denemede Friedrich Nietzsche’nin temel kuramlarından hareketle –tabiî ki sınırlı olarak- 2001: A Space Odyssey’in doğasını keşfe çıkmaya çalışacağım.



ÜSTİNSAN ve 2001

Stanley Kubrick’in jenerik müziği olarak Richard Strauss’un “Also Sprach Zarathustra” (Böyle Buyurdu Zerdüşt) sına yer vermiş olması boşuna değil. Bilindiği gibi “Böyle Buyurdu Zerdüşt” aynı zamanda Alman filozof Friedrich Nietzsche’nin başyapıtı da. Nietzsche bu yapıtında üstinsan, bengüdönüş (sonsuzdönüş) gibi sonradan çokça tartışılacak kuramlarını ortaya atmıştı. Nietzsche’ye göre evren, insanlık ve düşünce sürekli kendini yineliyor ve sonunda yine aynı noktaya geri dönüyordu. Kâinatta değişmeyen bir töz vardı, o da değişim ve kendini yineleme/tekrar etme potansiyeli. Öyleyse bu noktada üstinsan devreye girmiş ve evrendeki birçok değişimin öncüsü olmuştur. Bir kısırdöngüyü andıran bu dar çemberin kabuğunu kıran, insanlığa, düşünceye, evrene yeni bir bakış açısı kazandıran yine üstinsandır. Üstinsan aynı zamanda kendisinden başka kimseye benzemeyen, sürekli kendisini aşan, durağanlığa, hareketsizliğe, düşünce tembelliğine son veren kişidir de.



Nietzsche, “Zerdüşt’ün Öndeyişi”nde şöyle der: “İnsan alt edilmesi gereken bir şeydir. Onu alt etmek için ne yaptınız?… Bütün varlıklar şimdiye dek kendilerinden öte bir şey yaratmışlardır: peki siz bu büyük yükselişin inişi olmak ve insanı alt edecek yerde hayvanlara dönmek mi istiyorsunuz?… İnsana göre maymun nedir? Gülünecek bir şey ya da acı bir utanç. İnsan da tıpkı böyle olacaktır üstinsana göre… Maymundunuz bir zamanlar ve şimdi bile insan, her maymundan daha maymundur… İçinizde en bilgeniz bile uyumsuzluktur, bitki ve görüntü melezidir… Üstinsan yeryüzünün anlamıdır… İnsanda büyük olan, onun köprü olmasıdır, erek değil: insanda sevilebilecek olan, onun karşıya geçiş ve batış olmasıdır.”



2001: A Space Odyssey’in aslında uygarlık tarihinin, insanlığın düşünme kalıplarının gelişiminin bir özeti olduğu varsayımından yola çıkarsak Nietzsche ile olan ince bağlantısını daha çabuk kavrayabiliriz. Stanley Kubrick ve Arthur C. Clarke’ın Darvinci evrim kuramını temel alıp insanlığın şimdilik en büyük evrimsel basamağı olan bilimsel düşünce ve icat yeteneğinin doruğa çıktığı dönemlere gelişinde ara basamağı üstinsanın dur durak bilmeyen muazzam yaratma yetenekleri yer alıyor. En ilkel döneminde kemikle olan alışverişi yaratıcı bir “kesme” ile en yaratıcı döneminde uzay oyuncaklarıyla son buluyor. Aslında varsayımsal bir son bu. Bengüdönüş, insanlığın evriminin sonsuz ve sonrasızca yinelendiğini, ilerleme kaydettiğini imliyor. Bu ilerlemeye paralel olarak değişmeyen, devamlı aynı kalan töz ise düşüncenin, yaratma potansiyelinin hep aynı kalması. Heraklitos’un dillendirdiği gibi “Değişmeyen tek şey değişimin kendisi.”

BLOKTAŞ ve 2001

2001: A Space Odyssey’in yıllardır tartışılagelen içeriğinde en çok göze çarpan, eleştirmenleri meşgul eden “bloktaş” ın dinsel bir göndermede bulunduğunu düşünmüyorum. Tanrısal bir gücün ya da herhangi bir enerjinin uzantısı olduğuna da inanmıyorum. (Ki birçok kişi de benim gibi düşünmeyecek bundan eminim. Başta da belirttiğim sebepler yüzünden, yani 2001: A Space Odyssey’in doğası böyle.) Yukarıda değindiğim töz mevzuunun bloktaş bağlamında yorumlanabileceği kanısındayım. 2001: Space Odyssey’de üç yerde önümüze sunulan bloktaş (Bloktaş ekranda her belirdiğinde Richard Strauss’un “Böyle Buyurdu Zerdüşt”ü de kulaklarımızda çınlamaya başlıyor.) herkesin bildiği gibi, varlık sebebi kesinlikle açıklanmayan, yorumu izleyiciye bırakılan bir esrar yumağı, bir bilmece, ama daha çok bir metafor. Bloktaşın insanlığın evrim sürecinde üstlendiği rol yukarıda bahsettiğim töze karşılık geliyor. Yanı sıra birçok bilinmeyen, varlığı henüz kanıtlanmamış şeyler eninde sonunda herhangi bir araştırma ile çözümlense de, bilimsel bir formüle göre yorumlansa da her zaman bir başka bilinmeyenin, bir başka gizemin insanoğlunu peşinden sürükleyeceğine ışık tutuyor bloktaş. Bu bağlamda üstinsanın ufkunun tıpkı uzayın sonsuzluğu gibi sınırsız ve geniş olduğunu söylemeye bile gerek yok. Aynı zamanda üstinsanın/üstinsan düşüncesinin sonsuz uzayda küçük bir noktayı temsil ettiğini de…



Nietzsche’ye göre sonsuz ve sonrasızca yinelenen, olağanüstü bir ilerlemeye sahne olan evren, 20. yüzyıl fizik kuramcılarının ortaya koyduğu “evren genişliyor” kuramına denk geliyor. Elbette bir farkla: Nietzsche temel yapıtı “Böyle Buyurdu Zerdüşt” te işin insani boyutuna kafa yorarken fizik kuramcıları ise fiziksel boyutla ilgileniyorlar doğal olarak. Ama Stanley Kubrick ve Arthur C. Clarke, oldukça cesur bir girişimle yanlarına hem insanı hem de kâinatı alarak bir yandan insanın evrim sürecine göz atıp onun doğasını keşfe çıkarlarken bir yandan da bilimsel oyuncakların gözetiminde kâinatı kolaçan ediyorlar. Başka bir deyişle bu yolculuğun bilinmeyeni aramakla eşdeğer olduğunu sanırım söyleyebiliriz. Bu yolculuk bütün yolculuklar gibi muhtelif kazalara gebe. Kaza = HAL 9000.

HAL 9000 ve 2001

Uzayın sessiz, kapkara ve ürkütücü atmosferinde HAL 9000’in rehberliğinde yol alan uzay oyuncağının astronotu Dave – üstinsan- kazayı alt etme yollarını bulur bulmasına. HAL’i bu yolculukta saf dışı bırakır, yok eder. Ama artık kılavuzsuz devam etmesi gerekecektir yolculuğuna… Varlığını veya yaşamını gelişmiş aletlere emanet eden insanoğlunun bu yaklaşımı kaçınılmaz ve doğru olabilir elbette. Burada ilgimi çeken konu gelişmiş alet veya tasarımların insanlaşma potansiyelleri taşıyıp taşımadıkları. HAL 9000 (Yazar Arthur C. Clarke, HAL’den türetilen “IBM” versiyonunu hep reddetti.) o kadar kusursuz tasarlanmış ki düşünebiliyor, tahmin yürütebiliyor, dudak okuyabiliyor, varlığının tehdit altında olduğunu sezip önlem alabiliyor… Yanlış bir hata raporu verdiğinde ise bunun insan hatasından kaynaklandığını belirtiyor astronotlara. “Kazayı her zaman insanlar yapar.” Onun neden olduğu hatayı ise yine bir başka HAL 9000 bilgisayarı ortaya çıkarıyor.



Stanley Kubrick’in birçok kere askıya aldığı ve en nihayetinde Steven Spielberg’in hayata geçirip ustasının anısına sunduğu “Yapay Zekâ” nın da temel evreni malumunuz olduğu üzere bu sorunsal üzerinde dönüyor. Sonuçta insan zekâsının ürünü olan robotların, bilgisayarların kısacası bütün teknolojik tasarımların insani özellikler göstermesi meselesi 2001: A Space Odyssey’in HAL 9000 üzerinden doğrudan sorguladığı bir mesele. Acaba evriminin bu halkasında insan ve onun gelişmiş yaratıcı zekâsı tehdit altında mı? Varlığını tehlikeye atan teknolojik tasarımlar yine onun elinden çıktığı halde üstelik. Sanırım bunun cevabını biz değil de gelecekte başka bir evrim basamağında yerini çoktan almış olacak olan daha da gelişmiş başka üstinsanlar verecek.



Belki sırası gelmiştir: “Gelecek” için karamsar olmalı mıyız? En azından bunun cevabını vermek, bir varsayımda bulunmak gerekebilir. İnsanoğlunun gün geçtikçe kendisini ve çevresini yok ettiği tezi yıllardır sorgulanmakta. Halen diz boyu süren savaşlarda kullanılan gelişmiş silahların insan zekâsına ihanet ettiğini göz ardı edemeyiz. Gelecekte yine insan zekâsının ürünü olacak farklı farklı aletlerin insanlığın kökünü kazımayacağını kim iddia edebilir. Sanırım bu başka bir yazının konusu.



SON SÖZ

Üstinsan dün olduğu gibi bugün de yaratmada bir sınır tanımadığı gibi yok etmede de bir sınır tanımıyor. Varlığını kolaylaştıran, yaşamını idame ettirebilecek tüm donanımlara sahip olmasının yanı sıra bunları tehlike altına atma potansiyelini de yine kendi içinde barındırıyor. Üstinsan gitgide bir üstinsandan çok kendisine benziyor. Pesimist bir içerik taşısa da ifade etmemiz gereken bir şey daha var. Evet, üstinsanın yaratma gücü en az sonsuz ve sonrasız evren kadar sınırsız, baş döndürücü. Her şey değişse de değişmeyen tek şey bloktaş, evet. Değişmeyen bir şey daha var: Üstinsanın içinde taşıdığı ve gittiği her yere götürdüğü “kötülük.” Üstinsanlık kendi kendini yok ettikten sonra yine başladığı noktaya geri mi dönecek? Belki. Ama tersi de doğru. 2001: A Space Odyssey’in finalinde beliren embriyo, ölümden sonra yeniden doğuşu, yaşamın sonsuz ve sonrasızca yinelendiğini müjdeliyor. Tüm bu gelgitler –bu sınırlı okumaya rağmen- 2001: A Space Odyssey’in neden çok katmanlı olduğunu yeterince açıklıyor sanırım…
+ 1 Oy
MÜTHİŞ BİR ZEKANIN ESERİ



filmi sonunda izleyebildim ve gerçektende çok etkilendim. efektler, senaryo, mesajlar, sahneler, teknolojik detaylar... herşeyiyle harika bir yağım olmuş. film 1968 yapımı olduğundan dolayı ben bu kadar gerçekçi efektler beklemiyorum, hatta arkadaşımla filmden önce göz gezdirirken neye uğradığımızı şaşırdık desek yeridir. "bu başka film mi?", "1986 olmasın" gibi komik yorumlar yapmadık değil. yılına göre efekt değilde beni o müthiş detaylar altüst etti. o nasıl bir zekadır? senaryo o denle derin ki... çoğu sahne bize bırakılmış, nasıl değerlendirirseniz değerlendirin filmi. aslında ben filmden önce "kubrick2001.c0m"a baktığımdan dolayı çoğu sürpriz kaçtı ancak bi film için bile bu kadar derin detaylar çıkartılıyorsa bu insan zekasından korkulmazda ne yapılır?



"evrim"! filmin temellerinden biride evrim. o dönemlerde evrime kanıtlardır şudur-budur çıksada artık çoğu kitlece çöpe atılmıştır. filmi ben bu yönünü her ne kadar bende çöpe atsamda beğendim, çünkü Stanley Kubrick çok güzel temellere dayandırmış ve filme gizemli bir hava katmış. '68 yapımlarına baktığımda bu özelliği çok görüyorum (bkz: C'era Una Volta il West) gizem olunca elbet ki ses efekti bol ve diyalog az oluyor (yine bkz: C'era Una Volta il West).



filmin efektlerine gelirsem şaşırtıcı derecede kaliteliydi. film 42 yıl önce çekilmiş olmasına sanki yeni efekt eklenmiş. bazı çekimlerdeki efektlerse hem çok zor hem de çekim açıları çok zekice olmuş. uzay sahneleriyse ayrı bir güzeldi, "uzayda ses yoktur" kavramı O YILA rağmen çok güzel işlenmiş (biz kaç yılındayız, çektiğimiz uzay filminde UZAYDA Orhan baba çalıyor, başka gemide duyuyor).



filmde HAL9000 karakterini çok beğendim, konuşması ve o kırmızı ışığı çok eşsiz olmuş. hele hata yapıldığındaki konuşmasıysa biraz komikti. oyuncular iyiydi, ancak filmin doğasından aşırı iyi performanslar yoktu haliyle. ancak filmdeki maymunlar çok iyiydi, hele o ilk silahın bulunduğu sahne çok başarılıydı. maymunların korkulu yapısını çok beğendim.



eğer filmi izlemediyseniz hemen izleyin, ancak benim gibi ilk "kubrick2001.c0m"a girmeyin, filmi izledikten sonra girin. film sizi şimdiki filmler gibi sadece görselliğiyle değil eşsiz akıl oyunlarıyla ve zeka seviyesini zorlayan senaryosuyla etkileyecek. 9.8/10
0 Oy
Bilim kurgu yazarı Arthur C.Clarke ve yönetmen Stanley Kubrickın işbirliği sonucunda ortaya çıkan sinema tarihinin en önemli ve en tartışmalı bilim kurgu klasiği.Sadece bilim kurgu değil sinema tarihinin en iyilerinden bir şaheser doruk noktası.Bilim kurgu 2001 sayesinde saygınlığını kazanırken hem teknolojik hem de felsefi açıdan bu yapıma geçen bir ürünü ortaya çıkaramadı.60ların imkanlarıyla bu filmin yapılmasını hayretler içerinde izledim.Uzay boşluğunda süzülen uzay istasyonu,istasyonun içinin tasarımı,dekorlar,uzay gemilerinin kabininde monitörler,ışıklandırma ,müthiş gerçekçi Ay manzaraları,iniş platformu,kullanılan çok başarılı özel efektler,benzersiz etkiliyici müzikler;Jüpitere doğru yol alan görkemli uzay gemisi ve geminin içinin mükemmel tasarımı,hazneler ve astronot kıyafetleri hepsi sanki 21.yy. da yapılmış gibi.Gerçekten inanılmaz.
İnsanlığın şafağında yabancı canlıların yerleştirdiği monolit sayesinde alet yapmayı dolayısıyla teknolojiyi öğrenen primatlar.4 milyon yıl sonra uzay çağında önce Ay da sonra Jüpiterde ortaya çıkan monolit ve sinyali.Sanki insanoğlunun gelişimini izleyen çok gelişmiş bir uygarlığın gölgesi.

Ve tabii unutulmaz HAL 9000.İnsan-makine ilişkisinin yani yapay zekanın tehlikesinin uyarısı.

Sonlarında müthiş çarpıcı ve etkileyici Jüpiter ve Sonsuzluğun Ötesi bölümünde tüyler ürpertici müzikle başlayıp metafizik ve mistik çarpıcı bir yolculuğa çıkıyoruz.
Son olarak dahi Kubrick usta.Bu başyapıtı tasarlayıp mükemmel bir şekilde çekip insanlığa sunduğun için olağanüstü varlıksın.10/10
0 Oy
Bu görsel şölene ve anlam yüklülüğe sizde şahit olun. Hayatımda bu kadar derin anlam taşıyan bir film izlemedim ve hala şok etkisindeyim. İzlemekte neden bu kadar geç kaldığımı kendime sormakla beraber bu yaşımda izleyipte filmin gerçek hazinesine şimdi ulaşmamın daha bir iyi olduğunu söylemeliyim. Felsefe alanında doğru dürüst bir bilgiye sahip değilim fakat gördüklerimin, duyduklarımın ve hissettiklerimin beynimde cebelleşmesiyle filmin yapılma amacındaki fikre benliğimin eriştiğini düşünüyorum.


Filmin süresi epey bi uzun. 2 saat 20 dakika ve diyalogların tamamını ard arda koysanız en fazla 20 dakikasını oluşturuyor. Yani yönetmen filmde göstermek istediği düşünceye kalan 2 saatlik bol sürede bizim kafa yorarak ulaşmamızı amaçlamış ve kendi açımdan bunu başardıda. Kesinlikle dinç bir kafayla izlemenizi öneriyorum yoksa bu başyapıt, anlam veremeyerek gözleriniz önünden akıp gider.


En basitinden "Düşünüyorum, öyleyse varım" felsefe cümlesini bir insanın benimsemesinin dışında bir bilgisayarında benimsediğini düşünün. Bunun altından ne kadar çok anlam çıkacağını bu bile anlatıyor aslında.


Stanley Kubrick bu filminden sonra önünde saygıyla eğiliyorum. Onun bir deha olduğunu ancak ve sadece bu filmiyle anlayabildim. Otomatik Portakal filmini oyunculuklara rağmen bir gram olsun sevememiştim. Belki film tarzını şimdi anlamamdan dolayıdır. O filmi 3 sene oldu izleyeli ve tekrardan izleyip neler kaçırdığımı görmem gerek.


Oyunculuklara gelirsek hangi oyuncuyu çıkartırsanız oynardı bu filmde. Öyle dikkat çekecek bir performans yok.


Görsel şölenden bahsetmeden edemeyeceğim. 68 yapımı bir film öyle bir sunulmuş ki karşınıza abartısız fırından yeni çıkmış buharı üzerinde ekmek kıvamındaydı. Şimdiki ve gelecek senelerdeki filmlere halen taş çıkartcak cinsten bir teması var filmin. Teknolojik aletler günümüzün aynasıydı sanki (Kubrick her birini kendi tasarlamış). Ve en hayran kaldığım kısımsa dünyadaki ve uzaydaki eşsiz manzara görselleriydi. Uzay kısmı o kadar gerçekçi ki size filmin içindeymiş hissi veriyor ve aklımın almadığı, hiç bilgisayar efekti olmadan bu kadar gerçekçi yapılmasıdır.


Müziklere gelirsek genelde qörsel şölenlerin arka fonlarında klasik müzik kullanılmış geri kalan kısımlar gerilim müzikleriyle tamamlanmış.En dikkat çekici olan da giriş ve bitiş kısmıda çalan "Strauss - Also Sprach Zarathustra " müziğiydi.(hala kulaklarımda çınlıyor)


Son olarak anlamlı bir alıntıyla bitiriyorum(anlamını izleyince göreceksiniz)
"Dünyanın efendisi, uzayda tam bir çocuktur." Notum 8.8/10
0 Oy
sesizliğinde bile anlam taşıyan nadir filmlerden.
+ 2 Oy
Anlayan varsa beri gelsin, dediğim bir film. Özelliklede finalini hayranları ve filmin sevenleri için defalarca izlenilmesine karşın hala çözümlenememiş bir başyapıt.
0 Oy
2001;  BİLİNMEZLİKLE GELEN BAŞYAPIT
    
2001 sadece bir bilimkurgu filminden öte felsefik bir sorgulama niteliğinde. Stanley Kubrick'den yine destansı bir başyapıt…
     İnsanın korkunç gibi gözükse de aslında ne kadar acınası bir gelişim içinde olduğunu görebileceğimiz filmde, İNSANIN DOĞUŞU adı altındaki ilk bölümde, insanın ilk vahşetini ve sona ilerleyişinin başlangıcını görebiliyoruz.Bu sırada film boyunca kafamızı karıştıracağa benzeyen siyah bir tek taş da ortaya çıkıyor.İlk bölümde bu taşla ilgili yürütebileceğimiz fikir, bu taşın insanın gelişimine neden olan metafiziksel bir unsur olduğu yönünde..
Kubrick ustalığının sergilendiği bir kesme sahnesiyle İkinci bölümümüze atlıyoruz. Artık insanoğlu Ay’dadır ve siyah taşın gizemi Aya da yansımıştır, ayrıca bu taşın yaydığı sinyaller Jüpiter'i göstermektedir. İnsanoğlu bu işe anlam veremez ve artık insanın çaresizliği başlamıştır.
     Bu olay yine ilk bölümdeki fikrimizi güçlendiren bir konu.. Taş, insanı aya sürüklediği gibi şimdi de Jüpiter’e doğru yol aldırıyor.Anlıyoruz ki insanlık hâlâ gelişimini sürdürüyor.

Üçüncü bölümümüz... İşte Kubrick ustalığını konuşturmaya başlıyor. İnsanoğlu Jüpiter yolunda kendi yarattığı olağanüstü bilgisayar HAL' e karşı koymak zorundadır. HAL yaratıcısına baş kaldırmıştır ve yok etme, gemiyi ele geçirme amacı taşımaktadır.
İnsanoğlu, makineyle savaşından birçok kayıp vererek gelip çıkar.. Fakat artık insanoğlu evrende hiç olmadığı kadar çaresizdir
     Bu savaş sırasında HAL’in davranışları ve hiçbir duygu içermeyen ses tonu izleyiciyi gergin bir ruh haline sokuyor. Özellikle de son anlarındaki “Please, Stop, Dave… I’m afraid, I feel it…” gibi sözlerine ve söylediği “Papatyam” şarkısına üzülelim mi yoksa ondan kurtulduğumuz için sevinelim mi kararsız kalıyoruz.
Ve son bölüm. JÜPİTER VE SONSUZLUĞUN ÖTESİ. Kubrick ustalığı artık son noktadadır. İnsanoğlu boşluktadır ve yalnız başınadır.Ayrıca siyah taşımız takiptedir.Film boyunca merakımızı en üst seviyede tutan taşımız uzayda süzülmektedir ve adresi insanla birdir.
     Kubrick bu bölümde izleyiciyi bir renk cümbüşü içine katıyor. Ve bu cümbüş sonunda insan kendini Jüpiter’de buluyor. Bölümün adından hareketle, insanın artık zaman kavramından yoksun olduğunu ve evriminin son aşamasını yaşadığını düşünebiliriz. Bu yoksunluk insanın hızlı bir şekilde yaşlanmasına neden oluyor.
İnsan yolculuğunun sonuna gelmiştir ve siyah anıtımızın önünde yıldız çocuğa dönüşür. Artık filmimiz klasik müzikler eşliğinde sona ermiştir.
    
Fakat izleyici için asıl karışıklık bundan sonra başlıyor diye düşünüyorum.

Film bittiğinde kafamda her şey birbirine girmiş durumda. Fakat uzun bir düşünme evresinden sonra taşlar yerine oturuyor.Yıldız çocuğun ne anlam taşıdığını pekâlâ çözmüş değilim fakat şundan eminim ki bu yıldız çocuk birçok yazıda belirtildiğinin aksine Nietzsche'nin üstün insanı değil. Bu teori faşizmin kaynağı olmuştur ve Stanley Kubrick'in bu teoriyi benimseyip savunması diğer filmlerine bakınca bana pekâlâ imkânsız geliyor. Şu an için mantıklı gelebilecek tek teori kitaptan yola çıkılarak oluşturulabilecek insanın evrimini tamamlayıp evrene hükmedebilecek bir yıldız çocuk oluşudur. İnsan bir yıldız olmuştur fakat bu yıldız bir çocuk gibi her şeye yeniden başlamıştır. Savaşları, vahşeti, bütün rahatsız edici ve tehlikeli teknolojiyi geride bırakıp bir yıldız çocuk olmuştur artık…
  Eğer filmimizdeki teori buysa, siyah tektaşımızın da gelişime ve aynı doğrultuda evrime neden olan bir unsur olduğunu düşünmek doğru olur.
     Finali ve film boyunca aklımızı karıştıran taş konusunu bir kenara bırakıp biraz da filmin teknik ve bilimsel yönlerine değinmek istiyorum. İlk bölümdeki maymun-insanlardan, son bölümdeki renk cümbüşüne kadar Kubrick filme imzasını atmış durumda. Film, bazı yerlerde stüdyo havasından sıyrılamasa da bunu zamanın imkansızlıklarına verip, üzerinde durmuyorum.. Filmdeki uzun ve sessiz sahneler birçok kişi tarafından sıkıcı olarak değerlendirse de fondaki nefes sesine dikkat edildiğinde insanın o anki duygularına net bir şekilde tanık olabiliyoruz.İnsanın korkularını ve ne olacağını bilememekten kaynaklanan merakı kulaklarımızda yankılanıyor gibi.
      Filmdeki renkler ve parlaklık oldukça göz alıcı. İzleyicini bir saniyesini izlemesi bile kendini bu parlaklığa kaptırmasına yetiyor. Biraz düşünüp Kubrick'in ne istediğin çok iyi bilen bir yönetmen olduğuna karar veriyorum.
     Müzikler ise filmin en güçlü yanlarından biri.Filmde diğer bilimkurgu filmlerindeki gibi mekanik müzikler değil de Klasik müzikler kullanılması filmin etkileyiciliğini arttırmakla kalmıyor, filmdeki felsefi havayı da oldukça arttırıyor.
     Şu an ki filmlerde bile dikkat edilmeyen ayrıntıları ise(Uzayda sessizlik,gemi içinde belirli bir hızda hareket edip yerçekimi oluşturan dev tekerlek v.b) Kubrick'in mükemmeliyetçiliğinin bir sonucu olarak değerlendiriyorum.
       Film bir çok izleyici için gizemini ve anlamını koruyor olabilir. Kubrick ve A. C. Clarke 'ın amaçlarının "İnsanoğlunun evrendeki yeri nedir?" sorusuna cevap aramak olduğunu biliyoruz ancak bunu yaparken hangi teorilerden destek aldığının hâlâ kesinleşmediğini düşünüyorum..
     Film, kendi içinde kimsenin aklına gelmeyecek ya da herkesin aklına gelip sıradan bulduğu bir teoriyi barındırıyor olabilir. Fakat 2001'in teknik kusursuzluğunun yanında bütün bu bilinmezlikleri filmi bir başyapıt yapıyor . İşte tam bu bilinmezlik noktasında ise Kubrick'in şu sözü aklıma geliyor:
     "Eğer Leonardo, Mona Lisa tablosunun altına şöyle yazsaydı ona nasıl değer verebilirdik? "Hanımefendi gülümsüyor çünkü sevgilisinden sakladığı bir sır var." Bu izleyiciyi gerçeğe zincirlerdi ve ben bunun 2001'e olmasını istemiyorum."
+ 4 Oy
Her sinemaseverin hayatında en az bir kez görmesi gereken bir başyapıt.
0 Oy

Ad Soyad :
Email :
Ziyaretçi
x

Film.Com.Tr Kayıt

Yorumlarda sadece rumuzum gözüksün.
x

Şifremi Unuttum